24 Aralık 2012 Pazartesi
Anne: Arabesk Duyguların İnsanı
Anne olmak böyle birşeymiş; tiz sesle "oy oy oy" diye konuşan, sürekli bir "iki gözlü yaşlı", "canımı vereyim" durumu. Ama öyle Orhan Gencebay, Müslüm Baba gibi filan da değil, daha da ağlak, tek kaşlı olanından. Hani böyle Küçük Emrah, Küçük Ceylan türünden... İşin garibi insan bu durumu sorgusuz sualsiz kabullenip, anaçlık kisvesi altında içine sindirebiliyor.
10 Aralık 2012 Pazartesi
Mobil
Yatağına taktığımız mobil şu sıralar Kaya'nın en gözde oyuncağı. Sabahları uyandıktan sonra çalıştırıp, Kaya mobilini izlerken biz de onu izliyoruz. Sevinç çığlıklarıyla karışık el kol hareketleri, sabahlarımızı şenlendiriyor.
Bebeklere bakınca, mutlu olmak ne kadar kolaymış gibi geliyor insana. Belki de gerçekten öyle de, biz büyüdükçe unutuyoruz.
30 Kasım 2012 Cuma
24 Kasım, İlk Gezme
Yuppiiiii! Oğlan artık resmen gezmeye başladı! Kaya ve ben, ilk defa site sınırlarının dışına çıkıyoruz. Bir Ankara gerçeği olan AVM ziyaretimizi yapıyoruz sabah 10'da. Alışveriş merkezi bomboş ve bizden başka birkaç çocuklu aile daha var. Oğlan için alışveriş yaptıktan sonra, bir alt değiştirme seansı, sonrasında da kahve keyfi yapıyoruz. Ben kafeinsiz kahvemi içerken, o da beni içiyor...
Oh Babacım... - Ya da, Bana Bi İskele Lazım!
Oğlum, henüz öyle uzaklara doğru bakıp düşüncelere dalmak için çok erken. Hem deniz kenarında, tercihen bir iskele üzerinde olman, boynuna da rüzgarda uçuşan bir atkı takman lazım bu işi adabıyla yapman için. Az kaldı bekle, büyüyünce onu da yaparsın. Sen şimdilik rahat baba kucağıyla idare et en iyisi.
19 Kasım 2012 Pazartesi
Bir Palto Kaç Çocuk Büyütür?
Bora Köse yeni doğduğu sıralar, Sibel ve Mesut bu paltoyla bize ev ziyaretine getirmişlerdi onu. Bora'nın "astronot" görüntüsüne bayılmış, bu paltoyla fotoğraflarını çekmiştik. Bunun üzerinden 5 yıl geçti. Bora'ya kardeş Kaya geldi, sonra da bizim Kaya'mız onlara kardeş geldi. (Evet iki aile arasında epeyce isim benzerliği var.) Bu palto da şimdi bizim Kaya'ya geçti.
Annelik Psikozuna Hoşgeldim
İnsan, aklı erdiği bir yaştan itibaren, öleceğini bilerek yaşar. Bazılarımız, bir dönem bunu çok güzel kabullenirler ve bu kabullenmeyle beraber bir iç rahatlığı geliverir. En azından, uçağa rahatça binersiniz...
Ben mesela, Kaya gelene kadar bu gerçeği çok güzel kabullendiğimi ve iyice sindirdiğimi düşünüyordum. Bir korku ya da ürperme hissi gelmiyordu ölümü düşündüğüm zaman. Kaya ile birlikte durum değişti; ÇOK KORKUYORUM!
Kaya'nın güzel yaşaması, benim de onu yaşatmak, sevmek, koruyup kollamak için yaşamam lazım. En azından bana ihtiyacı olduğu süre boyunca hayatta kalmalıyım. Ne acayip şeymiş bu.
Oğlum, onun kılına zarar gelmemeli. Sağlıklı, neşeli, tadını çıkaracağı uzun ve güzel bir ömrü olmalı. Keşke bütün çocuklar uuupuzun ve sağlıklı yaşasalar ve büyüdüklerinde iyi yürekli yetişkinler olsalar...
Bunları düşünürken, Anne Rice'ın o vampir hikayelerini nasıl yazmaya başladığını anlattığı söyleşisi geldi aklıma. Şu anda çok iyi anlayabiliyorum kadını.
Göğsüne başını yaslayıp uyurken, o küçük burundan çıkan sıcak nefesi hissetmek için neler yapmaz insan.
11 Kasım 2012 Pazar
Bahçe
Hava buz gibi ama gene de temiz hava alsın diye sarıp sarmalayıp bahçeye çıkarıyoruz Kaya'yı. Mayıs'ta doğan kedi bebeler kocaman oldular, yürüyüşte karşılaşırsak, bize eşlik ediyorlar. Bazen anneleri de katılıyor aramıza.
Her bahçe turu, Kaya'nın mayışıp uyumasıyla son buluyor. Eve girdiğimiz anda gözlerini açıveriyor, o ayrı.
Panorama
Oğlum,
Çok güzel yaşa.
Sağlıklı ve huzurlu bir hayatın, direnme gücün olsun. Merhametli, ilkeli ve hayvan sever ol. Bildiğinden şaşma, "Anne bi git allaaşkına" demekten çekinme. Dikkatli ol ama hata yapmaktan korkma. Astronot da olabilirsin, yazar da, gezgin de, ressam da, kimya öğretmeni de... Ne istersen. Hayatın senin olsun. Bizi mutlu etmek için değil, kendini mutlu etmek için yaşa. Senin varlığın ve mutluluğun bize yeter de artar, merak etme. Hayat boyu endişe etme e mi?
Annen ve baban seni hep, koşulsuz olarak sevecek.
29 Ekim 2012 Pazartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




























