18 Haziran 2013 Salı

Küçük Maymun

Ben de çok severdim küçükken omuzda oturmayı. Sevmeyen çocuk yoktur herhalde. Fakat bu fotoğrafta farklı bir şey var; zevk göstergesi küçük bir detay. Bezelye detay da diyebiliriz kendisine.


Alaçatı Maceraları 7 - Çimlerde

Bu da bir ilk, hem de çok hoşuna giden bir ilk oldu: çimler üzerinde oturmak.




Alaçatı Maceraları 6 - Chill Out

Kucaktan kucağa bir tatil geçirdi oğlan çocuğu, haliyle hep çok neşeli ve mutluydu. Hiç yalnız kalmadı, herkes hep bir aradaydı, babası yanındaydı ve çoğunlukla açık havadaydı.



Alaçatı Maceraları 5 - Rehavet

Kuzu çocuk ilk birkaç gün yerini yadırgadı. Her uyandığında kafasını döndüre döndüre etrafa bakmaktan boynu yoruldu. Sonra alıştı uyuduğu odaya ama yine de, kesintisiz uyuduğu olmadı hiç. Bizim uykularımız da, gitmemizden kısa bir süre sonra Gezi Parkı olayları ile kaçtı. Geceleri televizyon karşısında bir koltuğa sığışıp, üzüntü ve sinir bozukluğu yaşayarak geçirdik. Kaya bizim neşemiz oldu.


Alaçatı Maceraları 4 - Köşe Kahve

Burası Alaçatı'da oturmayı en sevdiğimiz mekanlardan biriydi, Kaya'yı da götürdük. O da sevdi bence. Ayaklarımızın dibinde uyuyan köpekler de sevdiler hatta.



Alaçatı Maceraları 3 - Deniz

Kaya ilk defa deniz görüyor! Belki de bu fotoğraf bir video olmalıydı. Ayakları suya girdiği anda çığlıklar atarak ayaklarını çırpmaya başladı. Bu arada, yanımızda fotoğraf makinasıyla gidip, tek bir fotoğraf bile çekmeden dönmüş olmamız da takdire şayan bir durum. Alaçatı fotoğrafları ya cep telefonuyla çektiklerimiz ya da eş-dostun çektiklerinden ibaret. Bu da Güneş'in akıl edip çektiği fotoğraflardan biri.


Alaçatı Maceraları 2 - Karşılama

Bu fotoğrafı Tolga bizi karşılamaya geldiğinde çekti. Uçaktan indiğinde hala gülüyordu bizimki.


Alaçatı Maceraları 1 - Uçakta

Daha önce bahsetmiştim, çocuk sahibi olana kadar çocuklarla aynı uçakta seyahat etmek bizim kabusumuzdu. Alaçatı tatilini planlayıp uçak biletlerimizi aldığımız andan itibaren de tedirgindik. Hatta şöyle söyleyeyim, bir gece önce uyku tutmadı beni. Bir de ne görelim, meğer bizim Kaya şahane bir yol arkadaşıymış! Bütün yol boyunca gülücükler saçtı; güvenlik görevlilerine, sıra bekleyenlere, temizlik personeline, hosteslere, herkese. Kendisine gülümseyen herkese sevinç çığlıklarıyla karşılık verdi, hayatta hiç gülmemiş gibi duran insanları da gülümsetti bu arada. Gidişte de, dönüşte de uçak havalandıktan kısa bir süre sonra uykuya daldı, inmeye yakın yine gülücükler saçarak uyandı.



Sabah 6 Simitçi Seansları

Kaya'nın uyanma saati çok abuk bir şekilde sabitlendi. Sabah 6 suları... Ben kendisini besleyip, altını değiştirdikten sonra, paketi Bora'ya teslim ediyorum. Her sabah 2 saati birlikte geçiriyorlar baba-oğul. Birlikte bakkaldan gazete-dergi alıp, mahallenin simitçisine gidiyorlar. Bora sabah kahvaltasını yaparken, Kaya da ona keyifle eşlik ediyor. Temiz hava ve pür neşeyle sersemledikten sonra, eve dönüp, anne kucağında kaldığı yerden uyumaya devam ediyor.





Tatlı Kafa


Fırsatçı Muzo

Hazır şunun üzeri boşken değerlendireyim diye düşünmüş olacak...


Alışveriş Maceraları

Anneanne muzurluk peşinde, Kaya zevkten dört köşe.. Aman oğlum, bu anın kıymetini bil. Bu kadar şahane bir ayakkabı bulmak kolay değil.


Osman Abim Evde mi?


Yağmurluk

Havalar günlük güneşlikken, bir anda yine soğudu. Araba yağmurluğunu ilk kullanışımız bu; Bora ile sabah 6 seanslarından birinde. Yağmurun altında seyahat etmekten çok hoşlanmış kendileri.


Kaya'nın bu ayakta durur gibi görünen matruşka pozuna bayılıyorum. İçinden bir sürü küçük Kaya daha çıkacak sanki.


Anneler Arasında

Oğlum bir dilek tut, iki anne arasındasın...



Anneler Günü

Babaannenin evinde kahvaltıdayız. İlk anneler gününde, Kaya da masada.


Sündüz Emmi İstirahatte

Küçük oğlum, ne kadar da güzel biliyorsun yaşamayı. Yeniden öğret bize anı yaşamak nasıl bir şey, mutluluk dediğin şey ne kadar saf ve kolay aslında. Aynı şekilde üzüntü de. Ve ne kadar kolay bazen saf üzüntüden sonra bile gülecek bir şeyler bulabilmek. Birinin gözünün içine bakıp gülebilmek ne kadar kolay ve ne kadar huzurlu. Her şeyi unutabilmek mümkün aslında kısa bir mutluluk anında. İş stresini, para kazanma zorunluluğunu, siyaseti, istediğimiz gibi olmayan, yolunda gitmeyen şeyleri, kayıpları, üzüntüleri... Hani kısa bir an var ya, bana bakıp gülümsüyor, başını göğsüme yaslıyorsun; işte o zaman Kaya'cığım, her şeyi unutuyorum. Beynim fabrika ayarlarına dönüyor, saf mutluluğa dönüşüyorum. Saçının teli, yanaklarındaki şeftali tüyleri, ayak parmaklarının yerçekimine karşı koyup yukarı doğru uzayan tırnakları, gözlerinin içindeki desenler, burnundaki kırışıklıklar... Hepsi aynı anda ben oluyorum, hem küçücük hem kocaman hissediyorum. Neredeyse diyeceğim ki tüm kainatı aldım içime, eksi sonsuzdan sıfıra doğru gidiyorum... (Bu arada Kayacım, annen türev/integrali, matemetiği okul hayatı boyunca hiç sevmedi. Ama fizik; işte o çok güzel bir şey)