2 Eylül 2014 Salı

İstanbul Sırıtması

Bu fotoğrafa bayılıyorum. Tam çocuksun işte, çocuk dediğin böyle bir şey. Neşeli, mutlu ve huzurlusun. Hemen gülüveriyorsun. Uyandığında beni çağırırken bağırmıyorsun bile; biliyorsun ki çağırdığın anda sen sesini yükseltmeden ben zaten geleceğim. Oyunlara bayılıyorsun, başka çocuklara da öyle. Sevildiğini hemen anlıyorsun ve çok da güzel seviyorsun. Yanaklarımı küçücük iki avucunun içine alıp, gözlerime bakarak incecik sesinle birşeyler geveliyorsun; burnunu burnuma sürtüyorsun. Her sabah biz işe giderken babanla bana sarılıp “gucu-gucu” yapıyorsun, arkamızdan el sallayıp, öpücük yolluyorsun. Kapı kapandıktan sonra, gülerek oyuna koşan sesini duyuyoruz dışarıdan.

Umarım oğlum, hep içihuzuruyla yaşarsın. Umarım hep ama hep seni her koşulda sevdiğimi bilirsin. Çok dikkat ediyorum şimdiden sana vicdan azabı yaratacak sözler söylememeye, sana suçluluk duygusu hissettirmemeye. Sana hiç “beni üzme”, “gitme, sensiz ne yaparım” ve  benzerlerini demiyorum ve ihtiyaç da hissetmiyorum. Hiç sanmıyorum ama olur da sen büyüdükçe zaman içinde bunu unutursam; sen bana hatırlat. Sen büyürken, ben senin bir birey ve benim projem olmadığını unutma gafletinde bulunursam, bu yazıyı suratıma suratıma çarp. “Aylavyuezayem” oğlum, “olveysendforevır”.


Piyano

En sevdiğin iki şarkıyı çalıyorsun burada. Biri Raffi “Hah-hah This a-way” diğeri “Elmo's Song”. Bunların arkasında Beethoven V ve Habanera var ama onlara biraz daha tecrübe lazım sanırım.


Acı

Yediğin biber acıymış oğlum. Bir süre böyle dilin dışarıda durdun, silip durdun dilini, yetmedi beni yaladın, bana sildirdin.


Kebap 49

Burası küçüklüğümden beri yemeyi en sevdiğim yerlerden biridir. Sen de sevidin oğlum. Bir porsiyon şiş köfteyi yiyorsun burada. Bir de üst kattaki tuvalete giderken merdiven çıkma kısmı çok hoşuna gidiyor.


Can & Milan

Cayır cayır yanan bir pazar gününü serin bir vahada ağaç altında geçirdik. Hem de Can ve Milan'la.



Diş Fırçalama


Bes - aldi

Bu ara sayılara merak sardın. Ortaya karışık olarak attırıyorsun. En sevdiklerin beş, altı ve on.


Geleneksel Selfie Serisi




Portreler



Öncesi, Sonrası


Amariga Yolcuları

Bu sefer de anneanne ve dede gidiyorlar. Teyzenin yanında olacaklar, 1 ay yoklar.


Oyun

Oyuncaklarının arasına enteresan bir şey karışmış. :)


Chef Kaya

Temizlik tamam, yemek de tamam. Bütün ev işleri itinayla yapılır.


Hamarat

Vileda, elektrik süpürgesi, yerbezi. Bunlara hayransın.


Berber

Şimdiye kadar saçlarını hep ben kesmiştim. Eciş bücüş ve 3 günde filan kesebiliyordum. Cesaretimizi toplayıp berbere götürdük seni. Babanın, amcanın ve dedenin berberinde senin de babanla aynı anda saçların kesildi. Bu da bir ilk.


Yol Öncesi

İstanbul'a gidiyoruz bayramda. Anneanne ve dede özleyecekler seni, gitmeden önce görüşmesi yapıyoruz. Güzel bir pazar öğleden sonrası.


Muzo Abin


Babaanneye Öpücük

Babaanne tatilde ve birbirinizi özlüyorsunuz oğlum.


Babaanne Tatile Gitmeden


Büyükanneanne ve Büyükdede


İstanbul Macerası - Tolga Sobacı Malikanesi


Tolga yeni evinde şahane ağırladı bizi oğlum, bil diye söylüyorum. Oyuncak arabalar bile almıştı sana hediye. Çok güzel, çok huzurlu bir gündü. Sanki İstanbul'da değil de başka bir yerlerde gibiydik.


İstanbul Macerası - Beti

Mini bebe Betigül gün geçtikçe şahane bir kişiye dönüşmekte. Ortaköy'deki date, kahvaltıyla başlayıp, elele yürüyüşle devam etti. Bal bebeler sizi.


İstanbul Macerası - Mila

Muf (muz)” sandığın bu çiçekleri Mila'ya göstermek için bayağı bir çaba harcadın. Şaka bir yana, iyi tanıyın birbirinizi çucuğum. Buraya bu fotoğrafları boşuna doldurmuyorum ben, e mi evladım?

Bazılarını da büyüdüğünüzde sizinle dalga geçebilmek için koyuyorum, evet.






İstanbul Macerası - Kahvaltı

İstanbul'da en sevdiğim şeylerden biri dışarıda kahvaltı etmek. Özellikle de haftasonları. İstanbul ahalisi haftasonları öğleden önce ayaklanamadığından, her yer bomboş ve ferah oluyor. Rahat rahat, tadını çıkara çıkara oturuyoruz.


İstanbul Macerası - Amcanın Evi

Bu eve ilk gelişin. Amcan Alaçatılı olduğundan beri, ailece buralara uğramaz olduk çünkü. İstanbul'a inat, çok huzurlu ve sakin bir ev bu ve sen de sevdin burada olmayı.




İstanbul Macerası - Yol

Bu İstanbul seyahati tam da senin tuvalet eğitiminin 2. haftasına denk geldi. Bu arada, yanlış söylüyorum, benim tuvalet eğitimim olacak doğrusu. Çünkü sen zaten hazırdın ve beni hazırlıksız yakaladın Kayacım. Bez benim kolayıma geliyordu doğrusu. Birdenbire tuvalete oturmak istemenle başladık. Koskoca yol boyunca, her seferinde çişini söyledin, kamyoncu parklarında sağa çekip çiş molası verdik. Kuzu kuzu uyudun, müzik dinledin, zebrana dışarıyı seyrettirdin... İşte oğlum, anılar böyle oluşuyor işte. Unutmayacağımız bir yol hikayesi.






Babaannede Çay Saati


Bu Çocuk Böyle Yatmayı Nereden Öğrendi?


Elma

Yeşil elmaları çok seviyorsun. Gördün mü affetmiyorsun. Tlevizyonda, kitapta, restoranda filan karşına elma çıkarsa, anında sayıklamaya başlıyorsun. Bu elindekini de yemek yediğimiz restoranın barında gördün ve el koydun.


Baştan Sona Bir Öğün

Bunların tamamını kendin yiyip içtin. Büyük başarı. Üstelik “multi-tasking” de yapabiliyorsun.


Büyük Dayı'nın Evi - Trambolin

Kar'la buluşmanızın tepe noktası bu trambolin sanırım. Bayıldın buna. Biraz çömezsin ama büyüdüğünde daha iyi becereceksin. İkinizin aynı anda üstünde zıplaması da işleri kolaylaştırmadı tabi. Çok eğlenceli, şahane bir gündü.




Büyük Dayı'nın Evi - Su Oyunları

Kar'ın kardeşi oldu Kayacım; Yaz. Yaz, Damla ve Aykut teknedeler; Kar da anneanne ve dedenin yanında. Bu vesileyle buluştunuz kuzeninle. Çok da güzel oldu.



Bıçak

Eline kaşık almak istediğinde izin verdim. Sonra çatal istedin, onu da verdim. Şimdi sıra bıçağa geldi. Verdim dedimse, arkamı dönüp gitmiyorum, pür dikkat başını bekliyoruz ailece. Böyle böyle oğlum, sen döke saça kendi kendine yemek yemeyi öğrendin. Kendime 1 puan yazıyorum.


Döne'ye Yemek Dersleri


Bahçe İşleri


Mini Kedi ve Kaya Fotoromanı



Han-Solo

Artık “men” devri başladı. Terlikleri giyerken “men”, donunu giyerken “men”, dolabı açarken “men”... Kaydıraktan kayarken de “men” artık. Bu zamana kadar tedbiri elden bırakmayıp, tek elle bizi tutarak kaymıştın halbuki.