29 Ekim 2012 Pazartesi
26 Ekim 2012 Cuma
Bu Küçük Kafanın İçinde Neler Oluyor?
Şu anda avucumun içine sığan o kafada şu anda ne fikirler dönüyor ve büyüdüğün zaman neler dönecek acaba? Nasıl bir insan olacaksın? Okumayı sevecek misin?
Bir de şu var; çook sevdiğim Lacan-Zizek-Deleuze üçlüsünün çocuğu var mıydı diye düşünüyorum günlerdir. Çocukları olsaydı, bu şekilde yazabilir/düşünebilirler miydi acaba? Ben bir daha eskisi gibi düşünebilecek miyim?
Süpermeeeeeen!
Ya da Dünyanın Tüm İşçileri, Birleşin!
Yataktan her seferinde gerinerek (tek kol yumruk şeklinde havada) uyanıyor. Her seferinde, mızmızlanırken dahi, kucağa gelince gülümseme benzeri bir ifade beliriyor yüzünde. Küçük küçük gıcırdıyor bir de. Çalışkan oğlumun daha yapacak çok işi var: O memeler emilecek, yüklü miktarda, en ufak popo-bacak kıvrımını dolduracak şekilde dışkılanacak ve alt her açıldığında fıskiye misali işenecek...
Tummy Time Yalan Oldu
Oğlanı her gün bir süreliğine yüzüstü yatırmamız gerekiyormuş ki kuvvetlensin, yok efendim boynunu tutsun vesaire... İlk teşebbüsümüz gayet başarılıydı ve epey bir debelenmişti bizimki. Ama bu sabah, uykusu vardı biraz galiba; koyduğumuz yerde son derece huzurlu bir şekilde durdu kaldı. Arka planda Muzo, olaya anlam vermeye çabalıyor.
24 Ekim 2012 Çarşamba
İlk Banyo Sonrası Babayla Bakışma, E.T. ve Bisiklet
Önü sepetli bir bisikletimiz olsa da bizimkini sepete atıp ayın önünden geçsek...
Kaya'nın göbeği beşinci günde düştü. Bu fotoğraf sekizinci gündeki ilk banyosu sonrasında çekildi. Babayla bakışma başka türlü bir şey. Saçlı bıyıklı, bol kontrastlı, bakması keyifli bir şey olsa gerek bu "Baba" dediğin.
Eldivene Hayır
İlk doğduğu andan itibaren eldiven giydirmedik oğluma, ilk birkaç saat sonrasında şapkasını da attı. Küçük elleriyle dokunsun istiyoruz çünkü.
Kahraman memelere, babasının yüzüne, kendi al yanaklarına dokunsun. Varsın küçük çizikler olsun yüzünde. Dokunamamak yüzündeki minik çizgilerden daha derin izler bırakır onun ruhunda bence.
Tulumların İstilası
Gözüme küçücük görünen o tulumlar oğlana bol geliyor, kollarını üç kez kıvırıyoruz ilk günlerde. Tulumun ayaklarının uçları boş kalıyor.
Bir hafta içinde o kıvrımları birer kat açacak hale gelmemiz inanılmaz. Ben hayatımda bu kadar hızla değişen, güzelleşen ve büyüyen başka bir şey görmedim. Ve aynı şekilde, onu sevme şeklimiz de değişiyor. Gittikçe daha kuvvetleniyor. Küçücük bir elin üzerindeki o gamzeler insanı eğitebilir.
Biri Yer Biri Bakar
Evde artık üç erkek var. Abisi Muzo Kaya kadar ilgi istiyor bizden. Haksız da sayılmaz, buralar hep onundu eskiden. Geceleri uyuduğu oda işgal altında. Üç buçuk senedir ilk kez küsüyor bize. İkinci günün başında onu küçük kardeşine alıştırmaya çalışıyoruz. Gün sonunda Bora dahiyane bir fikirle geliyor, Kaya'nın yeleğini giyen Muzo en yüksek perdeden torluyor. Sonraki birkaç gün boyunca da o yeleğin üzerinde ikamet ediyor.
İçine Adam Kaçmış Bebekler
Hayatımızı değiştiren şey Kaya'nın kendisi değil aslında. Ona duyduğumuz, saf, katıksız, hiçbir şeye benzemeyen sevgi. Bizi değiştiren bu işte, daha önce varolduğunu bilmediğimiz, tarifi imkansız bir çeşit sevgi. Bir bakışla insanı ağlatabilen, insanı kaka gördüğüne sevindiren, bir küçük parmağa ya da dudağın kenarındaki bir kıvrıma saatlerce, sıkılmadan baktırabilen türde bir şey.
Bazen öyle bakıyor ki, sanki o her şeyi biliyor da, ben yaşamaya yeni başlamış bir çömezmişim gibi hissediyorum.
Bora bu sabah (24 Ekim, Çarşamba) yatağına eğilmiş şöyle diyordu:
"Oğlum, gazeteni getireyim mi, ister misin?"
Avaz ve Paralel Evren
14 Ekim 2012 - 13.02'de oğlan çocuğunun ağlaması eşliğinde, başka bir dünyaya geçiyoruz. Burası artık bildiğimiz, tanıdığımız, yaşamaya alışık olduğumuz dünya değil sanki. Her şeyi yeni baştan öğreneceğiz. O da öyle.
Sanki hayatımız boyunca bu noktaya gelmeyi beklemişiz. Sanki gözlerimiz başka türlü görüyor şimdi. Artık hayatımızda sabit ve değişmeyecek bir küçük nokta var. Bu küçük nokta kalbimizi dolduruyor, ve her geçen gün büyüyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






















